Şanlıurfa… Peygamberler şehri, medeniyetlerin beşiği, tarihin kalbi…
Ama ne yazık ki bugün Şanlıurfa, o kadim mirasına yakışmayan bir kaderle yüzleşiyor. Yöneticiler umutla geliyor, halk umutla bekliyor; fakat umutlar her defasında ya erteleniyor ya da sessizliğe gömülüyor.

Depremin üzerinden tam iki yıl geçti. Ancak hâlâ birçok camimizde, tarihi yapımızda ve sokaklarımızda restorasyon tabelaları asılı duruyor. O güzelim taş sokaklar, o manevi dokusu güçlü camiler, hâlâ iskelelerin gölgesinde… Şanlıurfa’nın kalbi adeta yarım atıyor.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’dan gelen bir turist ile sohbet ettim. Şanlıurfa Kalesi’ni, Balıklıgöl’ü ve tarihi camileri görmek için haftalığını ayırmış. Ancak gördüğü manzara karşısında hayal kırıklığına uğramış:

“Şanlıurfa’ya hayran kalmak için geldim, ama birçok yeri gezemiyorum; her yer tadilatta.”

Bu söz, aslında yalnızca bir turistin değil, tüm dünyanın Şanlıurfa’ya bakışını özetliyor. Biz bu şehre sahip çıkmazsak, kim sahip çıkacak?

Şehrin bazı mahallelerinde, özellikle Haliliye ve Eyyübiye’nin kenar semtlerinde çöp yığınlarından geçilmiyor. Çocukların oyun oynayacağı parklar yok denecek kadar az. Tarihi konakların çevresi pis kokularla dolu.
Bu tablo, Şanlıurfa gibi köklü bir şehre yakışmıyor.

Bir de trafiğe bakalım…
Haşimiye’den Kapaklı Pasajı’na kadar açılan “nostaljik tramvay” ilk günlerde umut yarattı ama maalesef o da göstermelik kaldı. Sabah saatlerinde yollar trafiğe kapanıyor, akşam saat 6’da yeniden açılıyor.
Ya tamamen açın, ya tamamen kapatın!
Şanlıurfa’nın artık hafif raylı sisteme, gerçek bir tramvaya ihtiyacı var. Osmanbey Kampüsü’nden Eyüp Peygamber Makamı’na, Karaköprü’den Haşimiye’ye kadar uzanacak bir sistem, bu şehri nefes aldırır.

Balıklıgöl çevresine gidelim… Orada da düzenleme eksikliği göze çarpıyor. Eski otogarın simsarları gibi bağıran çağıran esnaflar, turistlerin rahatsız olmasına neden oluyor. Bu görüntü, Şanlıurfa’ya hiç yakışmıyor.
Bu şehirde tarih var, kültür var, medeniyet var ama düzen yok.

Buradan yetkililere seslenmek istiyorum:
Şanlıurfa artık bu ilgisizliği hak etmiyor.
Mardin’i örnek alın, Gaziantep’e, Diyarbakır’a bakın. Onlar tarihini koruyarak büyüyor, biz ise her geçen gün biraz daha geriye gidiyoruz.

Bizim derdimiz kimseyi eleştirmek değil.
Bizim derdimiz Şanlıurfa’ya daha güzel hizmet gelsin diye sesimizi duyurmak.
Bu konuda en büyük görev yerel yönetimlere, belediyelere ve elbette basına düşüyor.
Biz yazacağız, hatırlatacağız, çağıracağız…
Çünkü Şanlıurfa bizim, çünkü bu şehir bizim kaderimiz olmamalı!

Hadi el ele verelim.
Şanlıurfa’yı hak ettiği yere hep birlikte taşıyalım.

Köşe Yazarı: Rabia Uygur