Hasat mevsiminin ardından ülkemizin birçok bölgesinde aynı manzarayla karşılaşıyoruz: Tarlalardan yükselen dumanlar, kilometrelerce uzaktan görülebilen alevler ve küle dönen topraklar… Çoğu zaman tarlayı bir sonraki ekime hazırlamanın kolay ve hızlı bir yolu olarak görülen anız yakma uygulaması, aslında toprağa, çevreye ve insan sağlığına ciddi zararlar vermektedir.

 

Anız, hasat sonrasında tarlada kalan sap ve bitki artıklarına verilen isimdir. Bazı üreticiler bu kalıntıları temizlemek amacıyla yakma yöntemine başvurmaktadır. Ancak bilimsel araştırmalar, kısa vadede kolaylık sağlayan bu uygulamanın uzun vadede verim kaybına ve ekolojik tahribata yol açtığını göstermektedir.

 

Toprak yalnızca üzerinde ürün yetişen bir yüzey değildir. İçerisinde milyonlarca mikroorganizma, böcek ve canlı yaşamaktadır. Anız yangınları sırasında oluşan yüksek sıcaklık, toprağın üst katmanındaki yararlı canlıları yok ederek doğal dengeyi bozmaktadır. Bu durum zamanla toprağın organik madde miktarını azaltmakta, su tutma kapasitesini düşürmekte ve verimliliği olumsuz etkilemektedir.

 

Anız yangınlarının zararları yalnızca tarım alanlarıyla sınırlı değildir. Kontrolden çıkan yangınlar ormanlık alanlara, yerleşim yerlerine ve enerji hatlarına sıçrayabilmektedir. Her yıl birçok bölgede yaşanan yangınların bir kısmının anız ateşlerinden kaynaklandığı bilinmektedir. Özellikle sıcaklıkların arttığı ve kuraklığın etkisini gösterdiği dönemlerde küçük bir kıvılcım büyük felaketlere dönüşebilmektedir.

 

Bir diğer önemli sorun ise hava kirliliğidir. Anız yangınları sırasında atmosfere yoğun miktarda karbon dioksit, karbon monoksit ve çeşitli zararlı partiküller salınmaktadır. Bu kirleticiler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da tehdit etmektedir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve solunum yolu hastalığı bulunan bireyler için dumanın etkileri ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

 

Peki çözüm nedir?

 

Günümüzde anızın toprağa karıştırılması, kompost üretiminde kullanılması veya hayvancılıkta değerlendirilmesi gibi çevre dostu yöntemler bulunmaktadır. Bu uygulamalar hem toprağın organik madde bakımından zenginleşmesini sağlamakta hem de sürdürülebilir tarımı desteklemektedir.

 

Devlet kurumlarının denetimleri artırması, çiftçilere yönelik eğitim çalışmalarının yaygınlaştırılması ve alternatif yöntemlerin teşvik edilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak çözüm yalnızca yasal düzenlemelerle sağlanamaz. Toprağın korunmasının gelecek nesillere karşı bir sorumluluk olduğu bilinci toplumun tüm kesimlerinde yerleşmelidir.

 

Bugün yaktığımız her anız, aslında yarının toprağından, havasından ve doğal yaşamından eksilttiğimiz bir parçadır. Tarımın temel kaynağı olan toprağı korumak, yalnızca çiftçinin değil hepimizin görevidir. Çünkü doğaya verilen zarar, er ya da geç dönüp insanı bulmaktadır. Birkaç saatlik kolaylık uğruna yılların emeğini ve geleceğin bereketini küle çevirmemek hepimizin ortak sorumluluğudur.

Nurcan Huyelmas