Bu çatışma, sadece iki taraf arasındaki hesaplaşmadan ibaret değil; aslında Güney Kürdistan’daki siyasi partiler arasındaki güç mücadelesinin ve derinleşen yapısal sorunların yeni bir yansıması.
YNK İçindeki Ayrışma
Bir dönem Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (YNK) eşbaşkanlığını Bafil Talabani ile birlikte yürüten Lahur Şêx Cengi, yaşanan gerilimlerin ardından partiden ayrılarak Bereyi Gel (Halk Cephesi) adını verdiği yeni bir siyasi parti kurmuştu. 2024 yerel seçimlerinde büyük bir başarı elde edemese de parlamentoya iki milletvekili sokmayı başaran Lahur, YNK’den koptuktan sonra siyasette bağımsız bir aktör olma yoluna girdi.
Ancak iki taraf arasındaki çatışma hiç sona ermedi. Sürekli karşılıklı suçlamalar ve basın üzerinden yürütülen karalama kampanyaları, Süleymaniye’deki gerginliği diri tuttu. Asayiş güçlerinin son operasyonunun gerekçesi ise Lahur’un “darbe hazırlığı yaptığı” iddiasıydı. Lahur ise kendisine herhangi bir mahkeme kararının ulaşmadığını belirterek bu iddiayı reddetti.
Süleymaniye’de Silahlı Çatışma
Çatışma Perşembe gecesinden itibaren şehirde artan güvenlik önlemleriyle başladı. Sabah 03.30 sularında Süleymaniye’nin sokakları silah sesleriyle yankılandı. Lahur’un Serçinar Mahallesi’ndeki evi ve Lalezar Oteli kuşatmaya alınırken, karşılık olarak Lahur’a bağlı güçler Talabanilerin evinin bulunduğu Dabeşen mevkiine drone ile saldırı düzenledi.
Dört saat süren çatışmalar sonucunda resmi açıklamalara göre dört asayiş üyesi hayatını kaybetti. Lahur’un güçleri tarafındaki kayıplara ilişkin ise bilgi paylaşılmadı.
Asıl Mesele: Güç ve İktidar Savaşı
Güney Kürdistan’da siyasi partiler arasındaki çelişkilerin temelinde halkın çıkarlarını gözeten demokratik bir sistem arayışı değil, güç ve iktidar mücadelesi yatıyor. Federal bir statü ve parlamento bulunmasına rağmen fiiliyatta yönetim, parlamentodan çok siyasi partilerin elinde.
Her partinin kendi peşmergesi, istihbaratı, özel gücü ve asayiş teşkilatı bulunuyor. Bu durum, demokratik işleyiş yerine parti çıkarlarının belirleyici olduğu bir düzeni doğuruyor. Böyle bir ortamda yolsuzluk, hizipleşme ve rant ilişkileri kaçınılmaz hale geliyor.
Adil bir yargı mekanizmasının bulunmadığı bölgede sorunlar hukukla değil, çoğu zaman silah yoluyla çözülmeye çalışılıyor. Bu da çatışmaları sürekli kılıyor.
Dış Etkiler ve Parçalanmışlık
Süleymaniye’de yaşanan çatışma yalnızca iç dinamiklerin değil, dış güçlerin de etkisiyle şekilleniyor. Kürtlerin parçalı ve çatışmalı yapısından fayda sağlayan bölgesel ve uluslararası aktörler mevcut durumdan memnun. Bu aktörler, gerilimi derinleştirerek siyasi denklemlerde kendilerine avantaj yaratmaya çalışıyor.
Öte yandan YNK’nin bir dönem Bağdat’a yaptığı başvuruda Süleymaniye’nin özerklik talebi, bölgedeki parçalanmanın geldiği noktayı da gözler önüne seriyor. KDP ve YNK fiilen iki ayrı hükümet gibi hareket ediyor; bu da bölgedeki siyasi dağınıklığın derinleşmesine yol açıyor.
Sonuç
Süleymaniye’deki çatışmaları yalnızca “kim kime saldırdı” düzeyinde değerlendirmek meseleyi eksik bırakır. Asıl sorun, Güney Kürdistan’da işleyen bir anayasanın, demokratik bir parlamentonun ve ortak siyasi aklın olmamasıdır.
Siyasi partiler kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği, her birinin kendine ait silahlı güçleri ve yönetim mekanizmaları bulunduğu sürece, demokratik bir sistemin gelişmesi mümkün olmayacaktır.
Bugün yaşanan çatışmalar yalnızca güç sahiplerinin yer değişmesi anlamına geliyor. Ancak yapısal sorunlar çözülmedikçe, benzer gerilimlerin ve silahlı çatışmaların gelecekte de tekrarlanması kaçınılmaz görünüyor.
HALİT ERMİŞ / HABER MERKEZİ – 23 Ağustos 2025, Cumartesi





















