Siyasi katılım demokrasinin en temel taşıdır.
Çünkü siyasi kararlar hayatın her alanını doğrudan etkiliyor.
Toplumsal sorunların çözülmesi ve hakların korunması açısından siyasi bilincin yüksek olması krıtik bir rol oynar.
Demokrasilerde halkın yönetime katılması, haklarını koruması ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olması için siyasetle ilgilenmesi temel bir vatandaşlık görevidir.
Siyasette ilgilenmemek, yönetimi başkalarına bırakmak, hakların gasp edilmesine, liyaketsizliğe ve adaletsizliklere sesiz kalmak anlamına gelir.
Platon ' un meşhur bir sözü vardır " siyasete ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye mahkum olmaktır".
Siyasette ilgilenmeyen ve karar mekanizmalarında yer almayan bireyler, kendi yaşam standartlarını ve geleceklerini başkalarının idaresine terk etmişlerdir.
Adnan Menderes ve Süleyman Demirel Türkiye ' nın kalkınması ve modernleşmesini doğru siyasette olduklarını bildikleri için siyasete yönelmişler ve bu alanı ülkedeki en büyük birinci mesele olarak görmeleri tarihi bir gerçektir.
Siyasetin toplumun sorunlarını çözme ve ülkeyi
dönüştürme gücüne olan inançları, attıkları her adımlara doğrudan yansımıştır.
Her iki liderde Türkiye ' yı bir bütün olarak inşa etmesinin yolunu siyasette görmüştür.
Başbakan Adnan Menderes kurak ve karasapan ile yapılan tarımı makineleşme, oto yollar, fabrikalarla ülkenin çehresini değiştirirken, Başbakan Süleyman Demirel Barajlar ve enerji projeleriyle Türkiye ' nın sanayileşmesine odaklanmıştır.
Başbakan Adnan Menderes " Yeter Söz Milletindir" mettosuyla siyasette halkın iradesini birinci sıraya koymuştur.
Başbakan Süleyman Demirel ise Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı boyunca kırsal kalkınmayı ve Anadolu'nun merkeze entegrasyonunu en büyük siyasi mesele olarak kabul etmiştir.
Her iki liderde siyasi meşrutiyetlerini doğrudan halkın desteğinden almış, bürokratik elitlere karşı halkın iradesini ön planda tutan bir söylem benimsemiştir.
Her iki liderde kimlik ve ideoloji siyaseti yapmamıştır.
Kimlik ve ideoloji siyaseti, toplumda " biz" ve " öteki" algısı yaratarak sosyal uyumu zedeler ve toplumsal barışı tehdit eder.
Görevlendirmelerde uzmanlık ve beceri yerine ideolojik yakınlığın ve ya ırksal bağların öncelik kazanması, kurumsal kapasiteyi ve kamu hizmetlerinin kalitesini düşürür anlayışı ile hep hareket etmişlerdir ve bu nedenle ülkede güzel projeler meydana gelmiştir.
Adnan Menderes tek parti dönemi uygulamalarından milleti kurtaran, dini özgürlüklerin önünü açan ve maddi refahı artıran demokrasi kahramanıdır.
Süleyman Demirel ise demokrat misyonun bayrağını devr alarak Türkiye ' nın kalkınmasına ve iç barışa hizmet etmiş demokratik değerlere sahip çıkmış bir devlet adamıdır.
Her iki liderde Türk siyasi tarihinde demokratik misyonun ve milli iradenin temsilcileridirler.
Her iki liderde siyasetti ülkenin kalkınması, hürriyetlerin tesisi ve temel hakların korunması adına memleketin birinci meselesi olarak siyaseti görerek ona göre hareket etmişlerdir.
Bu ülkede her vatandaşın birinci meselesi siyaset olmalıdır.
Bir ülkede eğer siyaset iyi olursa her şey iyi olur güzel işler.
Eğer siyaset kötü olursa her şey kötü gelişir ve huzur olmaz.
Çünkü siyaset her şeyi belirleyen, planlayan bir iştir.
Siyaset ülkenin ve milletin geleceğini dert edinmektir.
Bir çocuğun nasıl eğitim alacağını düşünmektir.
Bir gencin neden umutsuz olduğunu sorgulamaktır.
Emeklinin, işçinin, çiftçinin, Esnaf ' ın derdini kendi derdini bilmektir.
Üreten ekonomiyi savunmaktır.
Adaleti, hukuku ve sosyal devleti ayakta tutmaktır.
Siyaset milletin kaderi ile ilgilenmektir.
Bugün hayatımızın hangi alanına bakarsak arkasında siyasi kararlar görüyoruz.
Çoğumuzun eğitimi...
Kazandığımız ücret...
Ödediğimiz vergi...
Sağlık hizmetleri...
Adalet sistemi...
Üretim, istihdam, güvenlik...
Bunların hiç birisi siyasetten bağımsız değildir.
İşte bu yüzden siyaseti hayatın dışında tutan ve ya ne yapılırsa yapılsın beni ilgilendirmez diyen insan, aslında kendi geleceği üzerinde söz söyleme hakkından vazgeçmiş ve başına ne gelirse sorumlusu odur anlamına gelir.
Çünkü ülkede doğru siyaset yapılmazsa, her yanlış karar milletin kötü kaderi olur.
Siyaset,milletin derdiyle dertlenmektir.
Siyaset çözüm üretmektir.
Siyaset; bulunduğu şehirde sorumluluk almaktır.
Siyaset yalnız eleştirmek değil, daha güzel, daha doğru bir alternatifi ortaya koymaktır.
Çünkü siyaset insanı idare etme sanatıdır ve merkezinde insan vardır.
Türkiye 'nın yeniden güçlü, üreten, adil paylaşım ve kendi kendine yeten bir ülke olması için herkesin siyaseti birinci mesele olarak kabul etmesi gerekir.
Demokrat kadrolar siyaseti bir makam ve zenginleşme yarışı değil millete eser ve hizmet üretme aracı olarak ve ülkenin kaynaklarının kendisine bir emanet olarak görmüş ve bu düşüncelerle Edirne'den Kars'a kadar ülkeyi devasa eserlerle fabrikalarla, barajlarla, limanlarla, üniversitelerle hastahanelerle süslediler.
Demokrat parti olarak biliyoruz ki bu ülkenin geleceği seyredenerle değil; sorumluluk alanlarla değişecektir.
Siyaseti hayatının merkezine koyan insan, aslında kendi çıkarını değil, milletin geleceğini merkeze koymuştur.
Zenginlik ' te, ekmekte, hak, hukuk ve adalette güzel bir siyasetin içindedir.
Çünkü demokrasi gerçek manada işlemezse hiç bir şey iyi işlemez.
Siz bir otun üzerine bir taş koyun o ot nasıl yeşerir.
Mustafa Polat
Şanlıurfa demokrat parti il başkanı